Kitap Bastırmak İçin Nereye Başvurulur? (Ve Neden Bu Soru Gece 03.12’de Daha Ciddi Gelir?)
Bugün sizlerle “Kitap bastırmak için nereye başvurulur” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
İzmir’de gece saatleri… Bir yandan dışarıdan gelen hafif rüzgâr, bir yandan “ben aslında yazar olabilirim” düşüncesinin insanın beynine ansızın çökmesi. Sonra Google’a yazılan o meşhur cümle: “Kitap bastırmak için nereye başvurulur?”
Bunu yazan kişi büyük ihtimalle ya bir defter dolusu şiiri olan bir romantik, ya da yarım bırakılmış romanı bilgisayarın derin klasörlerinde “son_sürüm_final_gerçek_final.docx” adıyla saklayan biridir. Muhtemelen üçüncü ihtimal: ikisi aynı kişi.
Ben de o kişi olabilirim. Hatta büyük ihtimalle siz de.
Ve işin komik tarafı şu: İnsan kitabı yazarken kendini Nobel konuşması yapacak gibi hissediyor, bastırma aşamasına gelince bir anda “ben kimim, matbaa kim, ISBN neydi?” seviyesine düşüyor.
İlk Şok: Kitap Yazmak Kolay, Bastırmak… Eh İşte
Bir gün bir arkadaş ortamında biri şöyle dedi:
“Ben kitap yazıyorum ya.”
Herkes “oo süper” dedi.
Kimse şunu sormadı: “Tamam da nerede bastıracaksın?”
Çünkü kimse o sorunun cevabını bilmek istemiyor. O soru biraz “evlenmek istiyorum ama nikâh salonu nerede?” gibi bir şey. Basit gibi görünüyor ama içine girince bürokrasi, seçenekler ve hafif bir hayat sorgusu başlıyor.
Kitap bastırmak için nereye başvurulur sorusu da tam burada devreye giriyor: hayallerin gerçek dünyaya çarptığı nokta.
Birinci Durak: Yayınevleri (Hayalin Romantik Versiyonu)
İlk seçenek genelde yayınevleri.
İnsan burada kendini şöyle hayal ediyor: Bir editör kitabı okuyor, gözleri doluyor, “bu eser dünya edebiyatını değiştirecek” diyor ve kapı çalıyor.
Gerçek biraz farklı.
Gerçekte yayınevine mail atıyorsun, konu kısmına “roman dosyam” yazıyorsun ve sonra günlerce cevap bekliyorsun. O bekleyiş sırasında insanın psikolojisi şu hale geliyor:
“Acaba maili görmediler mi?”
“Acaba gördüler de beğenmediler mi?”
“Acaba bilgisayar çöktü mü?”
“Acaba ben yazar mıyım gerçekten?”
Yan masadan annem sesleniyor:
“Çocuğum yine ekrana mı baktın?”
Evet anne, kaderime bakıyorum.
Yayınevleri genelde seçici çalışır. Büyük olanları daha da seçici. Yani kitap bastırmak için nereye başvurulur sorusunun romantik cevabı burasıdır ama sabır seviyesi “çaydanlığın kaynamasını izlerken hayatı sorgulamak” moduna geçebilir.
İkinci Durak: Self-Publishing (Kendi Kendinin Patronu Olmak)
Sonra insan modern dünyanın gerçeğiyle tanışır: kendi kitabını kendin bastırmak.
Bu aşamada kişi kendini bir anda girişimci gibi hisseder.
“Ben artık yazarım ama aynı zamanda yayıneviyim.”
Bunun Türkçesi şu: hem yazıyorsun hem editörsün hem grafik tasarımcı hem pazarlamacı hem de muhasebeci.
İlk başta çok havalı gelir.
Sonra PDF kapak tasarlarken “bu font niye böyle hissettirdi?” diye 2 saat harcanır.
Arkadaş ortamında anlatırsın:
“Ben kitabı kendim bastırıyorum.”
Arkadaş:
“Vay be, büyük iş.”
Ama iç ses:
“Abi sen niye kendine bu kadar iş çıkardın?”
Yine de bu yöntem özellikle “Kitap bastırmak için nereye başvurulur?” sorusuna en direkt cevaplardan biridir: bazı platformlar ve baskı merkezleri üzerinden doğrudan işlem yapılabilir.
Ama asıl mesele teknik değil, psikolojiktir. Çünkü artık kimseyi beklemiyorsun, ama bu sefer de her hatanın sorumlusu sensin.
Üçüncü Durak: Matbaalar (Gerçek Dünya ile Tanışma)
İzmir’de bir matbaaya girdiğinizi düşünün.
Kapı açılır, içeriden mürekkep kokusu gelir. Bir adam elinde katalogla “kaç adet?” diye sorar.
Sen:
“Ben aslında roman bastıracaktım…”
Adam:
“Kaç sayfa?”
Sen:
“…duygusal.”
İşte burada büyü bozulur.
Matbaa dünyası romantik değildir. Sayılar vardır, ölçüler vardır, cilt türleri vardır. Bir de “minimum baskı adedi” diye bir kavram vardır ki insanın hayallerine hafif bir buzlu su etkisi yapar.
Ama gerçekçi olmak gerekirse kitap bastırmak için nereye başvurulur sorusunun en somut cevabı burasıdır. Çünkü kitap fiziksel olarak burada doğar.
Sadece biraz daha Excel kokulu bir doğum.
Dördüncü Durak: Dijital Platformlar (Modern Çağın Kestirme Yolu)
Bir de dijital taraf var. Artık kitap bastırmak için fiziksel olarak kimseye yalvarmak zorunda olmadığın bir dünya.
Burada süreç daha hızlıdır ama daha “sessiz”dir. Yani kitabın bir anda ortaya çıkmaz, sistem içinde var olur.
İnsan burada garip bir duyguya kapılır:
“Kitabım var ama yok gibi.”
Bir arkadaşına anlatırsın:
“Kitabım çıktı.”
“Basıldı mı?”
“Şey… online.”
Bu noktada insan biraz kendiyle tartışır:
“Ben yazar mıyım?”
“Kitap gerçek mi?”
“ISBN beni kabul etti mi?”
İç Seslerle Pazarlık: En Zor Aşama
Bu sürecin en ilginç kısmı teknik değil, zihinseldir.
Bir gün yazdığın şeye aşırı güvenirsin:
“Bu kitap çok iyi.”
Ertesi gün:
“Belki de sadece orta.”
Bir hafta sonra:
“Acaba kimse okur mu?”
Sonra gece 02.47:
“Ben neden kitap yazıyorum?”
İzmir’de gece esintisi eşliğinde bu sorular daha dramatik olur.
Kafanın içinde iki kişi konuşur:
– “Bastır gitsin.”
– “Ama ya kötü çıkarsa?”
– “Zaten yazdın.”
– “Ama insanlar görecek.”
– “Zaten internet var, herkes her şeyi görüyor.”
Ve döngü başlar.
Arkadaş Ortamı Felsefesi: Herkes Yazar, Kimse Basmaz
Arkadaş ortamında konu açılır:
“Ben kitap yazıyorum.”
Birisi mutlaka şunu der:
“Ben de yazıyorum aslında.”
İzmir’de bu cümle yüzde 73 oranında doğrudur.
Ama sonra hiç kimse kitabını bastırmaz çünkü süreç bir anda gerçek hayatla çarpışır.
Ve işte o noktada tekrar aynı soru gelir:
Kitap bastırmak için nereye başvurulur?
Cevap aslında tek değildir. Çünkü mesele sadece “yer” değil, “yöntem” meselesidir.
Gerçekçi Yol Haritası (Ama Çok Ciddi Değil)
Bir kitap bastırma süreci aslında üç duygunun karışımıdır:
1. Heyecan
“Ben bunu yaparım.”
2. Şüphe
“Yapabilir miyim?”
3. Kabulleniş
“Yapıyorum zaten.”
Bu üçlü arasında gidip gelirken insan bir noktada karar verir. Ya yayınevine gönderir ya kendi basar ya da dijital bir yol seçer.
Ama hangi yol olursa olsun, başlangıç aynı sorudur:
Kitap bastırmak için nereye başvurulur?
Küçük Bir Gerçek: Asıl Başvuru Yeri İnsan Kendisi
Bir süre sonra fark edilen şey şudur: Asıl mesele başvurulacak yer değil, devam edebilmektir.
Çünkü yazmak bitince ikinci bir yolculuk başlar. Ve o yolculuk daha sessizdir.
Kimse alkışlamaz, kimse “devam et” demez.
Ama bir gün biri kitabını eline alır ve birkaç sayfa okur.
İşte o an, tüm o matbaa soruları, yayınevi mailleri, PDF tartışmaları biraz geri çekilir.
Son Söz Gibi Değil, Daha Çok İç Ses Gibi
İzmir’de gece yine rüzgârlı.
Masada yarım kalmış bir kahve.
Bilgisayarda açık bir dosya.
Ve kafanın içinde hâlâ aynı soru:
Kitap bastırmak için nereye başvurulur?
Belki de cevap tek bir yerde değil.
Belki de insan önce kendine başvuruyor.
“Kitap bastırmak için nereye başvurulur” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Ronesanskoltukyikama okurları için daha fazlası yolda!
İlginizi Çekebilecek İçerik: Kisame ne demek ?