Merhaba! Ronesanskoltukyikama sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Yüzde kaç düşmüş hesaplama” var.
Yüzde Kaç Düşmüş Hesaplama? Bazen İnsan Kalbi de İndirimde Sanılıyor
Kayseri’de hava soğuyunca insanın içine de bir ağırlık çöküyor. Özellikle akşam saatlerinde Cumhuriyet Meydanı’ndan eve yürürken o kuru ayaz yüzüne vurunca, ne kadar güçlü görünmeye çalışırsan çalış, içindeki kırgınlıkları saklayamıyorsun. Ben zaten saklayabilen biri hiç olmadım. Yirmi beş yaşındayım ve yıllardır tuttuğum günlüklerin çoğu aynı cümleyle dolu: “Bugün de biraz içime çöktüm.”
Geçen kış tam böyle günlerden biriydi. Telefon ekranında banka uygulaması açıktı. Maaş hesabıma uzun uzun bakıyordum. Zaten özel sektörde çalışıyorsan ay sonuna doğru o uygulamayı açmak insanın cesaretini istiyor. O gün de marketten çıktığımda elimde küçücük bir poşet vardı ama ödediğim para canımı acıtmıştı.
Kasiyer kadın fişi uzatırken indirim etiketlerini gösterdi.
“Bak genç, yüzde kırk düşmüş fiyatı.”
İçimden istemsizce “Gerçekten düşmüş mü acaba?” diye geçirdim.
Çünkü artık insan sadece markette değil, hayatında da sürekli bir “yüzde kaç düşmüş hesaplama?” yapıyor. Maaş ne kadar eridi, umut ne kadar azaldı, eski mutluluğumun yüzde kaçı kaldı… İnsan bazen kendi ruhunun bile indirim tabelasına asıldığını hissediyor.
Eski Defterler ve Soğuyan Çay
Eve geldiğimde montumu çıkarmadan yatağın kenarına oturdum. Küçük evimde sessizlik vardı. Annem aramıştı ama açamamıştım. Çünkü iyi olmadığımı anneler hemen anlıyor. “Sesin neden böyle?” diye sorduğu anda boğazım düğümleniyor benim.
Mutfakta kendime çay koydum. Sonra masanın çekmecesinden eski günlüklerimi çıkardım. Bazı insanlar fotoğraf albümü karıştırır, ben eski duygularımı okuyorum. Sararmış sayfalarda yirmi yaşındaki halim vardı. Daha umutlu. Daha inatçı. Daha az kırılmış.
Bir sayfada şunu yazmışım:
“Bir gün param olunca canım ne istiyorsa alacağım.”
Okuyunca güldüm ama o gülüş insanın içini acıtan türdendi. Çünkü bugün canımın istediği şey bir ayakkabı ya da telefon değildi. Sadece biraz huzurdu.
Telefonuma mesaj geldi o sırada.
Üniversiteden arkadaşım Emir yazmıştı.
“Olum laptop alacağım ama fiyat düşmüş mü anlamadım. Yüzde kaç düşmüş hesaplama işi kafamı karıştırdı.”
Normalde böyle mesajlara kısa cevap veririm ama o gün uzun uzun hesap yaptım. Eski fiyatı yazdım, yeni fiyatı yazdım, formülü anlattım. Sonra bir anda elim durdu.
Bir ürünün fiyatı düşünce insanlar seviniyor ama insanın değeri düşünce kimse fark etmiyor diye düşündüm.
Kayseri Otogarı ve Yarım Kalan Hisler
Bir hafta sonra eski sevgilim Esra’nın nişanlandığını öğrendim.
Haberi Instagram’da görünce nefesim kesildi. İnsan bazen tamamen geçti sandığı şeylerin aslında sadece sessizleştiğini anlıyor. İçimde yıllardır susan bir kırgınlık o gece tekrar ayağa kalktı.
Esra başka bir şehirde yaşıyordu artık. Son görüşmemiz Kayseri Otogarı’nda olmuştu. Hava yine böyle soğuktu. Otobüse binmeden önce bana sarılmıştı ama o sarılmanın içinde ayrılık vardı. İnsan bazı vedaların dönüşsüz olduğunu hissediyor.
O gece eve gelip günlüğe şunu yazmıştım:
“Kalbimdeki umut yüzde kaç düştü bilmiyorum ama artık eski ben değilim.”
Şimdi yıllar sonra aynı cümleyi okuyunca boğazım düğümlendi. Çünkü hâlâ aynı acının izleri vardı.
İnsan neden bazı insanları unutamıyor?
Belki de bazı duyguların matematiği olmuyor. “Yüzde kaç düşmüş hesaplama?” sorusu markette kolay ama kalpte imkânsız.
Bazı Şeyler Eksilince Daha Çok Acıtıyor
Ertesi gün işe giderken tramvayda yaşlı bir amca yanıma oturdu. Elindeki poşette mandalina vardı. Bir tanesini bana uzattı.
“Gençler pek meyve yemiyor artık,” dedi gülerek.
Teşekkür edip aldım. Küçücük bir hareketti ama nedense içimi ısıttı. Belki de insan uzun zamandır nezaket görmeyince böyle şeylere tutunuyor.
İşe vardığımda patron satış rakamlarından bahsediyordu. Sürekli düşüş vardı. Herkes gergindi.
“Bu ay yüzde yirmi gerilemişiz,” dedi.
O an istemsizce düşündüm.
Hayatım da böyleydi sanki. Motivasyonum yüzde yirmi düşmüş, enerjim yüzde kırk azalmış, hayallerim parça parça eksilmişti.
Ama insan yine de yaşamaya devam ediyor. En ilginç tarafı bu.
Gece Yürüyüşleri ve İçimdeki Gürültü
Ben geceleri yürümeyi seviyorum. Özellikle Kayseri’de kar yağdığı zaman sokaklar başka bir şeye dönüşüyor. Sessizlik bile daha anlamlı oluyor.
Bir gece Hunat civarında yürürken kulaklığımda eski bir şarkı çalıyordu. Kar hafif hafif yağıyordu. Sokak lambalarının altında her şey film sahnesi gibiydi.
Ama insanın içi kötüyse dünyanın en güzel görüntüsü bile tam mutlu etmiyor.
O an durup telefonun notlar kısmına şunu yazdım:
“İnsan bazen hayatındaki kayıpların yüzde kaç olduğunu hesaplıyor. Ama geri kalan küçük mutlulukları görmeyi unutuyor.”
Gerçekten de öyleydi.
Ben sürekli neyi kaybettiğime odaklanıyordum.
Kaybettiğim ilişki.
Kaybettiğim zaman.
Kaybettiğim para.
Kaybettiğim özgüven.
Ama hâlâ elimde kalan şeyler vardı.
Annemin sesi vardı.
Sabah içtiğim sıcak çay vardı.
Arkadaşlarım vardı.
Kar yağarken hissettiğim huzur vardı.
Ve hâlâ yazabiliyordum.
Belki insan tamamen bitince yazamazdı.
Yüzde Kaç Düşmüş Hesaplama? Aslında Hepimiz Yapıyoruz
İnternette insanlar sürekli indirim hesaplıyor. Bir ürün yüzde kaç ucuzladı, maaşa göre ne kadar fark oluştu, zarar ne kadar oldu…
Ama kimse şunu konuşmuyor:
Bir insanın içindeki neşe yüzde kaç azalınca gözleri böyle boş bakmaya başlıyor?
Bir insan kaç hayal kırıklığından sonra sessizleşiyor?
Kaç başarısızlıktan sonra aynaya daha yorgun bakıyor?
Ben bunu son iki yılda çok düşündüm.
Çünkü yetişkin olmak biraz da sürekli eksilmek gibi geliyor bazen. Üniversitedeyken kurduğum hayatla bugün yaşadığım hayat arasında fark vardı. Hayal ettiğim kadar güçlü değildim. Hatta çoğu gün kendimi başarısız hissediyordum.
Ama sonra günlüklerime baktım.
Aslında eskiden de korkuyormuşum.
Eskiden de üzülüyormuşum.
Sadece o zamanlar geleceğin her şeyi düzelteceğine inanıyormuşum.
Şimdi ise geleceğin değil, insanın kendisinin toparlaması gerektiğini anlıyorum.
Küçük Bir Kahve Dükkânında Gelen Umut
Geçen ay küçük bir kahvecide otururken yan masadaki çocuk bilgisayardan yüksek sesle konuşuyordu.
“Abi yüzde kaç düşmüş hesaplama yapınca baya avantajlı oluyor.”
Bir anda gülümsedim.
Eskiden böyle cümleler sıradan gelirdi. Şimdi hayatımın metaforu gibi geliyor.
Çünkü insan sürekli bir şeylerin düşüşünü izliyor.
Fiyatlar.
Moral.
İnanç.
Sabır.
Ama ilginç şekilde umut tamamen bitmiyor.
Ben bunu o gün anladım.
Kahvemi içerken camdan dışarı baktım. İnsanlar yürüyordu. Herkesin ayrı derdi vardı muhtemelen. Ama yine de hayat devam ediyordu.
Bir kadın çocuğunun atkısını düzeltti.
Bir adam telefonda gülüyordu.
Bir kurye sipariş yetiştirmeye çalışıyordu.
Ve ben içimde ilk kez uzun zamandır hissetmediğim küçük bir şey hissettim.
Belki toparlanabilirdim.
Bazı Hesaplar Makineyle Yapılmıyor
Şimdi bu satırları gece saat ikide yazıyorum. Dışarıda yine Kayseri ayazı var. Çayım soğumuş durumda. Masam dağınık. Günlüğüm açık.
Eskisi kadar mutsuz muyum bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
İnsan hayatındaki düşüşleri hesaplamaktan bazen yaşamayı unutuyor.
Evet, zarar ediyoruz.
Evet, kırılıyoruz.
Evet, bazı insanlar gidiyor.
Ama her şeye rağmen içimizde küçücük de olsa bir şey kalıyor.
Ben ona umut diyorum.
Belki yüzde seksen azalmış oluyor bazen.
Belki neredeyse bitiyor.
Ama tamamen kaybolmuyor.
Ve galiba insanı hayatta tutan şey de bu.